TÜRK AT IRKLARI

 

 

YAZAN

DR.ERTUĞRUL GÜLEÇ

ANADOLU AT IRKLARINI

YAŞATMA VE GELİŞTİRME

DERNEĞİ ESKİ BAŞKANI

 

ANADOLU AT IRKLARINI YAŞATMA

VE

GELİŞTİRME DERNEĞİ TARAFINDAN

NEŞREDİLMİŞTİR

 

1.BASKI-1995

2.BASKI-2005

 RESİMLER: DR.ERTUĞRUL GÜLEÇ

 KAYNAK GÖSTERİLEREK

İKTİBAS EDİLEBİLİR

 ISBN 975-95931-0-6

 YAYIN HAKKI

ERTUĞRUL GÜLEÇ’E AİTTİR

 ÖNSÖZ

Eski Türkler arasında 200'den fazla at ırkı vardı. Türkler yeni yeni nesiller ortaya atarlardı. Türk kabileleri en iyi nesile sahip olmakla iftahar ederlerdi ve kabileler arasında at nesili yetiştirme yarışı vardı ve bu çalışma sayesinde netice olarak her türlü amaca uygun en iyi at ırklarını yetiştirdiler ve bu atları sayesinde Fransız tarihçisi Jean-Paul R0UX'a göre'; 2000 yıl eski Dünya'nın 2/3'üne hükmettiler ve hakim oldukları topraklarda adalet, insan sevgisi, hoşgörü ve refah getirdiler. Bunları yapar iken de hiçbir millete baskı uygulamadılar. Din­ lerine, dillerine, yaşantılarına karışmadılar ve hiçbir zaman ırkçılık yapmadılar. Türkler için önemli olan Türk'lük ülküsü idi. "Türklük ülküsü; doğruluk, dürüstlük, yiğitlik, cesaret, insan sevgisi, hoşgörü, misafirperverlik, ana ve baba sevgisi, evlat sevgisi, kadın sevgisi, adalet duygusu, haksızlığa tepki, merhamet gibi asil ve ulvi bir düşünce tarzıdır".

Batılı yazarlara göre; Dünya'da Türk ülküsüne bağlı 350 milyon Türkçe konuşan insan, buna ilaveten 300 Milyon Türkçe konuşmayan fakat Türk ülküsüne bağlı insan, ayrıca Dünya'daki bütün ülkelerde Türk olmayan fakat Türk gibi düşünen 750 milyon insan olduğu belirtilmektedir. Bu rakamların toplamı da 1.5 Milyar gibi bir sayıya ulaşmaktadır. Bu da; Türklük düşünce tarzının Dünya'da ne kadar etkili bir güç olduğunu ve dolayısı ile bu etkili gücün de Dünya'da adaletin, sevginin ve barışın temsilcisi olduğunu gösterir.

 

Türkler yaptıkları organizasyon hizmetleri karşılığı kazançları adaletli şekilde paylaştırdılar ve bu kazançla insanlığa hizmet ettiler. işte bu hizmetlerden biri de Dünya'ya At gibi bir mucizevi hayvanı armağan etmeleridir.

Türkler atlarını da kendi karakterlerine göre yetiştirmiş­ lerdir. Türk atı, çevik, süratli, dayanıklı, cana yakın, gururlu, cesur, zeki, güvenilir, sahibine büyük bir sevgi ile bağlı, sahibinin kader arkadaşı, vefakar, cefakar, sahibinin gerçek dostu ve adeta ailesinin bir ferdidir.

Üstün bir genetik yapıya sahip olan Türk Atlarının bu genleri Dünya atçılığı için önemlidir. İleride insanlık için daha süper atlar yetiştirmek için bu genler gereklidir. Bu nedenle bu genleri Dünya Atçılığına kazandırmak lazımdır. Nitekim, Birleşmiş Milletler Teşkilatı Dünya'daki yerli hayvan ırklarının genlerinin kaybolmaması ve bu genlerin korunması için Türkiye bütçesine yakın fon ayırmıştır.

Eskiden at; medeniyetin, insan yaşam tarzının her şeyi idi. Bir ara makinalaşma ile atın öneminin azalmasına rağmen, atın bu gün ve gelecekteki önemi tekrar kavranmıştır.

Bunun üzerine büyük araştırmalar başlatıldı ve at populasyonları artırıldı. Bugün, at konusunda Türklerin üstlen­ miş olduğu görevi batı ülkeleri üstlenmiş olup, atçılık konu­ sunda başarıdan başarıya koşmaktadırlar. Artık Dünya refahı için önemli bu başarılı atçılık çalışmalarına Türk'lerin de katılma zamanı gelmiştir. Bu nedenle batıdaki atçılık dernekle­ri, Türkiye'de de kurulmaya başlanmıştır. Bu derneklerin çoğal­ ması ile öncelikle Türkiye'deki kaliteli at populasyonu çoğal­ tılacak ve geliştirilecek. Daha sonraki etapta ise değişik genetik yapıdaki Türk atları, Dünya'daki atların geliştirilmesi için, Dünya atçılığına kazandırılacaktı

Irkların şeklini kesin tornadan çıkmış gibi belli bir tipe ve şekle bağlamamak lazımdır. Önemli olan ırkları klasifikiye ederken iklime dayanıklılıkları, sürati, gücü, yemi değerlen­ dirmesi, açlığa dayanıklılıkları, karakteri, uzun mesafeye daya­ nıklılığı gibi faktörler ırkları ayırmada esas kıstastır. Ancak, tabiki bir sürat atı ise uzun bacaklı, hafif kemikli, uzun boyunlu, vs. gibi genel özellikler ön plana çıkacak ve bu tip atlar bu genel özelliklere uygun şekilde bir fizyolo­ jik yapıya sahip olacaktır. Netice olarak ırklarda önemli olan yetiştiği yöreye iklim olarak en iyi uyum sağlayan ve yine o yörenin ekonomik yapısına, coğrafi yapısına ve kültürel yapısı­ na en iyi uyan atın yetiştirilmesi ve tiplendirilmesidir. Bu düşünce ile yola çıkılarak bu kitaptaki Türk At Irkları, eski profesörlerimiz ve bilim adamlarının kitaplarına ve görüşlerine sadık kalınarak sınıflandırılmıştır.

Bazı görüşlere göre; yerli ırklar yok olmuş, karışmış deniyor. Ancak, tarih boyunca yerli ırklar coğrafya, iklim, ihtiyaç, ekonomik yapı, kültür, eğitim, .... gibi faktörlerden ortaya çıkmıştır. 0 halde her coğrafi yörenin iklim, kültür ve yaşam ihtiyaçlarına göre atlar yetiştirilmiş ve halen bu atlar mevcuttur. Yaptığım incelemelerde ne kadar karışmış dahi olsa eski profesörlerimizin bahsettiği atlar halen vardır. Dolayısı ile vakit kaybetmeden bu atların; o yöredeki halkın, yıllar boyu kendi ihtiyaçlarına göre geliştirdikleri atların genetik özelliklerini tesbit ederek geliştirmek gerekir.

Bu nedenle, bu atçılık çalışmalarını hem milli ve hem de insanlığa hizmet olarak addediyor ve bu kitabımı az da olsa bir katkısı olacağını düşünerek atçılık çalışmalarına sunuyorum.

Ertuğrul GÜLEÇ 03.04.1995

İÇİNDEKİLER


Türk At Irkları
Türk Atlarının Tarihçesi
Türk At Irklarının önemi
Dünya'da Atçılığın Önemi
At Irklarının Tesbiti İçin At yarışı Türleri
Anadolu Atı
Ayvacık Midillisi Atı
Canik Atı
Cirit Atı
Çukurova Atı
Doğu Anadolu Atı
Hınıs Atı
Karacabey Atı
Karacabey Nonius Atı
Karakaçan Atı
Malakan Atı
Trakya Atı
Türk Arap Atı
Türk Haflinger Atı
Türk İngiliz Atı
Türk Nonius Atı
Türk Rahvan Atı
Türk Semer Atı
Türk Tırıs Atı (Türk Araba Atı)
Uzunyayla Atı
Diğer Tali Türkiye At Irkları
Akal-Teke Atı
Başkırt Atı
Bosna-Hersek Atı
Deliboz Atı
Don Atı
Eski Türk Atı
Hazar Atı
Irak Atı
Kabartay Atı
Karabağ Atı
Karabayır Atı
Kırkız Atı
Lokai Atı
Rumeli Atı
Türkmen Atı
Yakut Atı
Yomud Atı
Peçenek Türklerinin Harika Atları
Türk Hakanı Timur'un Türkmen Atları
Türk Atçılığı Nasıl Kalkınır?
ABD’de ki Bazı Atçılık Mecmualarının İsimleri
Rahvan At Yarışları
Dünya'daki Yarış Atlarının Rekorları
Amerika Birleşik Devletlerinde Arap Atçılığı
At Yarışı Kumarmıdır? Yoksa Değimlidir?
Yarışçılığımız Çağ Atlıyor
Yarış Programlarının Planlanması
Türk Arap Atlarına Ait 1989 Yılı T.B.M.M. Açık Koşusunun İrdelenmesi
Anadolu At Irklarını Yaşatma ve Geliştirme Derneği Tüzüğü
Literatür
Yazarın Özgeçmişi

 

 

TÜRK AT IRKLARI

A. TÜRKİYE'DEKİLER

  • Anadolu Atı
  • Ayvacık Midillisi Atı
  • Canik Atı
  • Cirit Atı
  • Çukurova Atı
  • Doğu Anadolu Atı
  • Hınıs Atı (Hınısın Kolu Kısası)
  • Karacabey Atı
  • Karacabey Nonius Atı
  • Karakaçan Atı
  • Malakan Atı
  • Trakya Atı
  • Türk Arap Atı
  • Türk Haflinger Atı
  • Türk İngiliz Atı
  • Türk Nonius Atı
  • Türk Rahvan Atı
  • Türk Semer Atı
  • Türk Tırıs Atı (Türk Araba Atı)
  • Uzunyayla Atı

B. TÜRKİYE DIŞINDAKİLER

  • Akhal-Teke Atı
  • Başkırt Atı
  • Bosna-Hersek Atı
  • Deliboz Atı
  • Don Atı
  • Eski Türk Atı
  • Hazar Atı
  • Irak Atı
  • Kabartay Atı
  • Karabağ Atı
  • Karabayır Atı
  • Kırkız Atı
  • Lokai Atı
  • Rumeli Atı.
  • Türkmen Atı
  • Yakut Atı
  • Yomud Atı

Cirit Oynayan Süvari ve Atı

Mielling'in yapmış olduğu "Ok Meydanında Ciritçiler" isimli tablodaki 30 ciritçiden biri örnek alınarak çizilmiştir.

T.J.K. - 1966 Yılı Yarış ve Yetiştiricilik Dergisinden Alınmıştır

Bir Minyatür Resim Türk Atı

T.J.K. - 1970 Yılı Yarış ve Yetiştiricilik

Dergisinden Alınmıştır

Yukarıdaki at figürü abartılarak çizilmiştir. Ancak, bu şunu göstermektedir; Türkler mümkün olduğu kadar geniş ve güçlü sağrılı, karınlı, küçük başlı, kuğu boyunlu, sağlıklı.,ve iri tırnaklı, kısa belli atları tercih etmişler ve yetiştirmişler­ dir. Bu figür gerçek ölçüleri yansıtmasa bile, istenen özellik­ leri abartılı şekilde ifade etmektedir.

TÜRK ATLARININ TARİHÇESİ

Türk Atları, Jean-Paul Roux'un yazmış olduğu Türklerin Tarihi isimli kitaba göre; oldukça küçük boylu, sağlam, daya­ nıklı, sahibi tarafından çok sevilen, kabilenin içinde bir insan gibi yeri olan; donu, kökeni ya da gövde yapısı ile ilgili özelliğini yansıtan bir adı olan bozkır atıydı ve geç­ mişten kalan yazıtlarda çok zaman at hakkındaki bilgiler, binicisi hakkındaki bilgilerden daha çoktu şeklinde açıklan­ maktadır. Yine 1554 yıllarında Avusturya Elçisi olan Busbesque' in arkadaşı Nicholas Michault'a Türk Atları hakkında yazmış olduğu mektup şöyledir; (Türk Atları kadar insana alışmış hiç­ bir hayvan yoktur. Bunlar sahiplerini ve kendilerine bakan seyisleri derhal tanırlar. Atları terbiye ettikleri zaman onla­ra gayet iyi ve mülayim muamele ederler. Köylülerin küçükken taylara ne kadar itina ettiklerini gördüm. Onları pek nazlı tutuyorlar, evlerinin içine alıyorlar, adeta sofralarına kabul ediyorlar, sevip okşuyorlardı. Tayları adeta çocukları gibi sevdikleri söylenebilir. Hepsinin boyunlarında bir nevi gerdan­ lık vardır. Hayvanlara bakanlarda onlara gayet iyi muamele ederler. Onları muttasıl okşayarak muhabbetlerini kazanırlar. Son derece muztar kalmadıkça hiddetlerini çıkarmak için değnek­le hayvana vurmazlar. Bunun neticesi olarak, beygirler insanla­ra karşı gayet muhabbetli oluyorlar. Onun için tepen, ısıran, huysuz inatçı bir ata hiç tesadüf edemezsiniz böyleleri son derece de nadirdir. Bizim takip ettiğimiz usuller ile bunlar arasında ne büyük bir fark vardır! bizim seyislerimiz beygirle­rine muttasıl bağırmazlarsa, böğürlerine vurmazlarsa hiçbir şey yapmıyacaklarını zannederler. Bu yolda muamelenin neticesi olarak ne zaman seyisler ahıra girecek olsalar hayvan korkudan titrer, onlardan nefret eder. Türkler emir verdikleri zaman hayvanlarını diz çökecek ve sahiplerini kolayca üzerlerine bindirecek surette terbiye etmeyi pek seviyorlar. Atlar öyle terbiye görüyorlar ki, bir bastonu, yahut kilimi yerden başla­rının üstüne alarak üzerlerindeki süvariye veriyorlar. Böyle marifetleri öğrenmiş atların burun deliklerine bir temayüz nişanesi olarak gümüş halkalar takılıyor, gayet iyi terbiye gördüklerine bu bir şahadet teşkil ediyor. Sahipleri yere düş­ tükleri zaman hiç kımıldamadan rahatça duran atlar gördüm. Bazı beygirler seyisin etrafında biraz uzaktan dolaşıyorlardı. Bazı beygirler vardıki sahipleri yukarı katta benimle beraber yemek yerken kulaklarını dikip intizar vaziyetinde kalıyor. Onun sesini işitince kişniyorlardı. Türk beygirlerinin mümeyyiz vasıflarından biri de şudur; daima boyunlarını gererek alabil­ diğine koşarlar. Bu yüzden onları az bir mesafede durdurmak kabil olmaz. Fikrimce bu onlara takılan gemin kabahatidir. Türkiye'nin her tarafında aynı cins gem kullanılıyor. Bizde olduğu gibi hayvanın ağzına uyacak şekilde değiştirilmiyor.

Türk atlarına vurulan nalın ortası bizimkiler gibi delik değildir. Sağlam ve deliksizdir. Bu nal, hayvanların ayaklarını daha iyi muhafaza ediyor, burada beygirler daha çok muammer oluyorlar. 20 yaşında Türk Atları gördüm ki bizim sekiz yaşın­ daki hayvanlarımız kadar canlı ve kuvvetli idiler. ifa ettikle­ri hizmetlere mükafatan bütün hayatlarınca sultan'ın ahırların­ da yaşamak hakkını kazanmış olan bazı atların 40 sene, hatta daha ziyade muammer oldukları temin ediliyor.

Yaz gecesi sıcak pek şiddetli olduğu zaman, Türkler beygirleri kapalı yerde tutmazlar; dediğim gibi, gecenin serin havasına çıkarırlar. Üzerlerini kaba bir örtü ile örterler ve altlarına biraz kuru gübre sererler. Bunun için beygirin gübre­sini bütün sene toplarlar, güneşte kuruturlar, alt üst ederler ve toz haline getirirler. Hayvana yatak olarak bu gübreyi kullanıyorlar. Başka bir şey istimal etmedikleri muhakkaktır. Saman kullanmıyorlar, hatta hayvanlara gıda diye bunu vermiyorlar. Onlara yedirdikleri şey, biraz kuru otla mutedil miktarda arpadan ibarettir. Bu onları semirmekten ziyade beslemeye hiz­ met eden bir gıdadır. Türkler, atlarının daha ziyade narin olmasını tercih ederler. Böyle hayvanların uzun seyahatlere ve her türlü işlere mütehammil olacakları kanaatindedirler. Üzerlerine konduğundan bahsettiğim örtüyü yaz, kış kullanırlar. Fakat mevsime göre değiştirirler. Onları örtmek tüylerin par­ laklığını temin eder ve soğuk almaya mani olur diyorlar. Atlar, soğuktan çabuk mütessir olurlar ve bilhassa fena havaya maruz kalmak onlara çok zarar verir.

Yukarıda da söylediğim veçhile, atların akşam üstü kazık­ larına bağlandıkları zaman onları seyretmekten pek zevk duyu­ yordum. Onları isimleri ile çağırınca, mesela Arap, yahut Karaman deyince kişneyerek cevap veriyorlar ve bana bakıyorlar. Arada sırada aşağı inerek onlara kendi elimle kavun kabuğu vermeyi adet edinmişimdir. Bundan dolayı beni bellediler). Bu da gösteriyorki Atlar Türklerin herşeyi idi ve Türkler ata çok önem veriyorlardı. Kurdukları medeniyet ve başarılar tamamen ata bağlıydı. Bozkırların genişliği ve imkanları ile bilhassa Orta Asya'da milyonlarca at beslemişlerdi. İsteseler idi bütün Dünya'yi fethedebilirlerdi. Fakat onlar otlakların olmadığı, Atlarını besleyemeyecekleri ülkelere gitmediler.

Prof.Dr.Faruk SÜMER'in Türklerde Atçılık ve Binicilik kitabına göre; Memluk yazarlarından Sihabeddin El Ömeri de Kastamonu, Sinop bölgesinden 1348 yıllarında Candaroğulları Türkmenlerinden Mısır'a at satıldığını belirtir. Demekki bu atlar Mısır'daki Arap Atlarından üstündü.

El Ömeri'ye göre; yine o dönemlerde Eskişehir ve Kütahya ’ da Germiyanoğulları Türkleri'nin yetiştirdiği atlar çok değerli idi. Bu atların soyunu sadece onlar bilir başkasına söylemezler idi ve bunları satarken iğdiş edip satarlardı ve böylece satın alanlar bu atların soylarını elde edemezlerdi. El Ömeri'ye göre Arap Atları Germiyanoğulları atlarını geçemezdi hatta tozuna bile yaklaşamazdı. Tahminime göre bu atlar bugünkü İngiliz atları kadar süratli fakat çok daha dayanıklı, cesur, güçlü ve dengeli idi. Nitekim ünlü atçı Jane Kidd'e göre İngiliz atının soyuna 32 adet Türk atı soyu katılmış ve bugünkü İngiliz atı ortaya çıkmıştır. Ancak, Orta Asya'da Çinlilerin, birgün içeri­ sinde 500 km. yol giden Türk Cennet atlarının soyunu bozduğu gibi, bu atlarda Avrupa'lılar tarafından çeşitli politikalar ile ya Avrupa'ya götürülmüş veya yok edilmiş, böylece bugün Dünya'mız bu atlardan mahrum edilmiştir.

Eski Türk atları 1.45 - 1.55 m. nadiren 1.60 m. yüksekliği olan tıknaz yerden yapılı, karınlı, güçlü sağrılı, oldukça ince fakat sağlam kemikli, kaslı, küçük başlı, çabuk, çevik, daya­ nıklı atlardı. Ben araştırmalarım neticesinde şunu gördüm. Eğer eski Türk atları, bugünkü atlara bir benzetme yapılacak olursa meşhur İngiliz atı Northern Dancer'e benziyordu. Northern Dancer'de 1.57 m. yüksekliğinde yerden yapılı tıknaz, karınlı, güçlü ve elma sağrılı, kuyruk bağlantısı yukarıda, göğüs derin­ liği diğer İngiliz atlarında olduğu gibi fazla derin değil ve cidago fazla belirgin değil fakat göğüs kafesi hafifçe geniş ve silindir şekline yakın, enerji dolu, çevik, süratli ve dengeli bir at idi.

On altıncı yüz yılda Osmanlı ordusundaki süvari sayısı ikiyüzbin'e yükselmişti. Bu kuvvet zamanın en büyük kuvvetidir.

M.Nurittin Aral'a göre; "Büyük, ordular ve büyük süvari kuvvetlerine sahip olan her devlette olduğu gibi, Osmanlı devletinin zaferler kazandığı devirlerde de tabiatıyla at ye­ tiştiriciliği ve atçılık kültürü memlekette de çok ileri bir durumda idi. Halk elindeki yetiştiriciliğin o, zaman çok ileri olduğuna dair de bir çok belgeler vardır. Devlet ordusunda atın önemini takdir ettiği için, at yetiştiriciliğine, kurduğu büyük teşkilatlar ile yardım etmekte idi. Prof.İhsan Abidin Akıncı bugünkü modern haraların Avrupa'da henüz bilinmediği onbeş ve onaltıncı yüzyıllarda Osmanlılarda hara teşkilatına tekabül eden "Hayvanat Ocakları" teşkilatının çok ileri vaziyette ol­ duğunu kaydeder. Edirne, Dimetoka, Filibe, Selanik, Eskişehir ve çevresinde ondokuz at yetiştirme ocağı mevcut idi. Her bir ocak, bir ocak ağası idaresinde idi. Bu ocakların ihtiyacı karşılayacak binaları, mer'aları, çayırları, ziraat arazileri, orman ve koruları vardı. Bu ocakların vazifesi; devlete at, katır, deve yetiştirmek, lüzumu halinde at neslini ıslah etmek­ ti. Buralarda Arap, Acem, Buğdan (Romanya, Macaristan) atları ile Anadolu türk atları arasında melezlemeler yapılırdı. Osmanlılar o devirde atın ordudaki ve ziraattaki yerini çok iyi bildikleri için at ve atçılığa dört elle sarılıp; istilaların ve zaferlerin üstün ve çok sayıda atla mümkün olacağanı pek iyi bilmekte idiler. At Türkler için sadece bir harp aracı değil­ dir. At asaletin timsali, varlığın ölçüsü, düğünlerin, dernek­lerin, hatta cenaze törenlerinin insandan ayrılmaz parçasıdır. Bunun için Osmanlılarda yalnız at ocakları at yetiştirmez. Herkes, her fert, bütün çiftlikler, tımar, has, zeamet teşki­ latları birer at yetiştirme ocağı idi.

İmparatorluğun en önemli genişleme aracı olan atlar, gerek Anadoluda ve gerekse Rumelide büyük bir teşvik ve himaye ürünü olarak büyük bir memnunlukta yetiştirilmeye başlanmış Anadolu ve Rumeli baştan başa at yetiştirmeden anlayanlar ile dolmuş; memleket sathı at yetiştirmesine sahne olmuştur.

Osmanlı İmparatorluğunun idari bozukluklar nedeni ile gerilemeye yüz tutması sonucu; Türk atçılığı da gerilemeye başlamıştır. Bunun neticesi olarak Türk Atçılığı ıslah ve üre­ tim teşkilatı bozulmuş ve sipahi teşkilatı çökmüştür. İmpara­ torluğun son zamanlarda bu vadideki bariz ihmalleri geçmişteki bilgi ve tecrübelerin de ;; unutulması ve en sonra yapılan büyük bir hatânın tesiri ile Türk Atçılığı bir daha kendini kalkındıramıyacak şekilde alt üst olmuştur.

Yapılan hata şu idi; yabancı devletler Osmanlı İmparator­ luğuna topçu, sürvari ve bunun gibi ordu hizmetine yarayacak atları çok ucuz fiyatlar ile sattılar. Bunun üzerine Osmanlı hükümeti halk elinden uzun zaman at satın almadı ve zaten Osmanlı İmparatorluğunun gerileme devrinde ekonomik durumu bozulan halk atları devlete satamayınca ucuz fiyata en kıymetli atları ellerinden çıkarmaya başladılar. Bu sefer Avrupalılar bu atları ucuz fiyatla kapıp gittiler ve atçılık çöktü.

Bu da gösteriyorki, bir memlekette atçılığın gelişmesi ve bölgesel atçılığın ıslahı ancak hükümetin doğrudan doğruya yardım ve himayeleri ve ordunun memleket içinden yüksek fiyat­ lar ile at satın alması sayesinde mümkündür.

Daha sonra devlet haralarında güzel atlar yetiştirilmiş ise de halka dayalı olmayan, halk yerine haralara dayalı bir at yetiştirmesi uygulayan bu toplum bu hararetli çalışmaların sonucunu sıfıra indirmiş, bu muazzam müesseseler Türk At ıslahında elle tutulur bir iz bırakmadan sönmüşlerdir.

Meşrutiyet döneminde, gelirden başka bir şey düşüncesi olmayan, zamanın maliye nazırının bir kalem darbesi ile o güzelim müesseseler tam kendilerinden istifade gayesi ile hara­ lara çevrilmesi icap edeceği bir zamanda kapatılarak damızlık­lar yok pahasına satılmışlardır. Atları canbazlar, ecnebiler, damızlık sığırları ise kasaplar almışlardır. Bu suretle atçılık ve hayvan ıslahı tarihten büsbütün silinmiştir.

İstiklal harbinde ise halkın elinde kalan iyi atlar da orduya alınınca, halkın elinde küçük irtifalı atlar kalmış ve eski den Osmanlı savaş atları ortalama 1.52 m. yükseklikte iken, bu gün Türk atlarının genellikle azami yüksekliği 1.34 m. yüksekliktedir. Bu yüksekliği geçen atlar enderdir. Ancak, kötü bakım ve seleksiyon neticesinde küçülen atlarımız, Dünya'ya nam salan Türk atlarının torunlarıdır. Ben inanıyorum ki bu atlar iyi bakımla ve seleksiyonla tekrar atalarının kapasitelerine çıkacaktır.

Cumhuriyetle beraber Atatürk'ün emirleriyle Türk atçılığı­ na önem verilmiş, haralar ve aygır depoları kurulmuş ve Türk atları ıslah edilerek 1924 yılında 400.000 civarında olan at sayısı 1960 yılında 1.300.000 adet'e çıkartılmıştır. Ancak, 1960-1975 yılları arasında Türk atçılığı görülmemiş bir darbe daha yemiştir. Bu dönemlerde benzinin son derece ucuz olması ve traktörün yaygınlaşması ile ve Türkiye'de halkın diğer ülkeler­de ki gibi Kur' an da yasak olmamasına rağmen at eti yeme alış­ kanlığı olmadığı için ve at yetiştirmek bir külfet haline geldiği için halk atlarını elden çıkarmıştır. Bu dönemde 650 bin Türk atı değerinin 1/6 fiyatına Avrupa'ya götürülmüş, iyiler damız­lık olarak kullanılmış, diğerleri ise kasaplık olarak tüketil­ miştir. Bu arada devletin ıslah edip yetiştirdiği Karacabey atı ve Karacabey nonius atı ırkları haralardan kaldırılmıştır.

Türk atçılığı son darbeyide 1983-1993 yılları arasında yemiştir. Halkın yılkılar (sürüler) halinde dağlarda ve çayır­ larda vahşi şekilde masrafsız yetiştirdiği atlara hırsızlar dadanmıştır. Bu atları çalan hırsızları halk takip edip yakala­ mışlar ancak karşılarında örgütlü bir güç bulunca netice alama­ mış devletin yetkili mercilerine müracaat etmişler fakat bunun üzerine yine netice alamayınca halk bu sefer elinde kalan son atlarıda elden çıkararak satmış ve dağlık yöreler hariç Anadolu'da at diye bir şey kalmamıştır (halk arasındaki söylen­ tilere göre bu hırsızlık örgütü bütün atları toplayarak Suriye sınırından yurt dışına çıkarmışlardır.) Bugün Türkiye'de atçılık 3.000 adet Arap atı, 3.000 adet İngiliz atı, 1.500 adet Haflinger atı dışında halkın elindeki atların kayıtları tutulmadiği ve;devletçe yol gösterilip teşvik edilmediği için tamamen çökmüştür. Bugün Türkiye'deki at sayı­ sının 400 binin altına düştüğü tahmin edilmektedir. Almanya'da-ki at sayısının 7 Milyon olduğunu ve Alman hükümetinin hedefle­ rinin 12 Milyon at olduğunu belirtirsek, Türkiye'deki durumun ne kadar vahim olduğu ortaya çıkar.

Netice olarak Mısır'da Türk ordusuna yenilen Napolyon'a "Beni Türk Askeri değil, Türk atı yendi" dedirten ve yine ünlü Arap Tarihçisi El Cahiz'e "Türk atlarına hiç bir at yetişemezdi.

Türkler atlarına bindikleri zaman göz açıp kapayıncaya kadar ufukta kaybolurlardı" dedirden Türk Atları maalesef yok olmuş ve sayılarıda bizim gibi coğrafik yapıya sahip bir ülke­ nin sahip olabileceği at sayısından çok çok aşağılara düşmüş­ tür. Bugün benzinin aşırı pahalanması ile de Türkiye'de at kalmadığı için küçük işletmeler tarım yapamaz hale gelmiştir.

Devlet atlarımızın yani bu milli servetin yurt dışına çıkarılışına seyirci kalmıştır. Bu durum devletin acizliğinden mi yoksa Avrupa'lıların Türkiye üzerinde oynadıkları politika­ lardan mı kaynaklanıyor? inceleyip değerlendirmek lazımdır. Ancak, şunu hatırlatmak istiyorum; Batılı yazarlar sık sık "Türk'ü yenmek için Türk'ü attan indirmek gerekir" diye yazmış­ lardır. Nitekim Türk şimdi attan inmiştir. Yani Türk atçılığı çökmüştür ve ayrıca, Osmanlı Türkleri tarafından yaratılan o muhteşem atçılık kültürü de bir türlü yeni Türkçe yazıya çev­ rilmeyen Osmanlı kayıtlarında ve belgelerinde gömülüp kalmış­ tır.

Avrupa'lılar dönem dönem bu şahane Türk atlarını alıp Avrupa'ya götürerek bu atların soylarını elde ettiklerini dü­ şündüler. Ancak, yanıldıklarını anladılar. Çünkü bu atlar zaman İçinde mesela 3 nesil sonra üstün genetik özelliklerini kaybediyorlardı.Çünkü bu atlar ancak Türklerin şartlarında bu genetik yapılarını koruyabiliyorlardı (coğrafik şartlar,bakım şartları,beslenme,idman,eğitim,vs.şartlar).Bu nedenle bu sefer Avrupalılar hayvanların kaynağında yetiştirilmesini desteklediler ve tüm yerli hayvanların genlerinin(sığır,at,koyun,tavuk, vs.) temini için Birleşmiş Milletler FAO Teşkilatı aracılığı ile 18 milyar dolar fon ayırdılar. Ve böylece bu yararlı genleri her an tazeliyebilmek için kaynağından temin edebileceklerdi. Bu nedenle Amerika ve Avrupalıların tavsiyesi ile Türk At Irkları Derneği kurulmuş olup,bu defa bu at ırklarının yetiştirilmesi büyük destek görecektir.

Türk Atları

Türk Askeri ve Türk Atı

Türk Süvarisi Atını Doludizgin Sürüyor Kültür Bakanlığı'nın Afişinden Alınmıştır.

TÜRK ATLARININ ÖNEMİ

Türk atlarının genetik yönden Dünya atçılığına katkıda bulunacak önemli genetik özellikleri vardır. Bu nedenle Türk Atları Dünya Atçılığı için çok önemlidir.

Türk atlarının önemli genetik özellikleri aşağıda belir tilmiştir.
1. Türk atlarının yağ metabolizması çok hızlıdır. (Örnek olarak Türk atları 1 hafta iyi beslenme ile 30-40 kg. vücudunda yağ depolar. Bu yağ atın karnında depolanır. Bu yağ depolandık tan sonra Türk atları 3 gün hiçbir şey yemeden içmeden ve hiç güçten düşmeden uzun mesafelere gidebilir .Türk atları bu uzun mesafeli yolculuklarda gıdasını ve suyunu vücuduna depoladığı yağlardan temin eder. Avrupa atları ise vücuduna depoladığı yağı verimli kullanamaz dolayısı ile açlığa ve susuzluğa daya­ namaz. Çünkü Avrupa atlarının yağ metabolizması yavaştır, anın­ da bu yağlar eriyerek kana karışamaz. Yine aynı şekilde Türk develeri, koyunları, sığırları da açlığa ve susuzluğa dayanıklı­dır. Bunlar step ve çöl hayvanlarıdır. Develer yağı hörgüçlerin de, koyunlar kuyruklarında,sığırlar ise enselerinde depolarlar).


2. Türk atlarında kan üretimi çok yüksektir. Avrupa atlarına göre Türk atları 2-3 kat daha fazla kan üretebilirler.
Bu durumu biz hıf'z-ı Sıha'nın serum üretim merkezindeki atların serum üretme kapasitelerinden tesbit ettik bu nedenle Türk atlarının yaraları çabuk kapanır. Hastalıklara dayanıklılığı çok yüksek sağlam atlardır.

3. Türk atlarının kanında hastalıklara karşı antikorlar mevcuttur. Bu nedenle Türk atları hastalıklara karşı dayanıklı­
dır.

4. Beyinden kaslara gönderilen elektrik yükünün çok fazla olması, dolayısı ile birim kas gücünün ve çabukluğunun çok fazla olması.(sinir sisteminin çok güçlü olması) Beyinin büyük olması ve dolayısı ile çok akıllı olması,

5. insana çok yakın ve yoldaş olması.

6. Cesur olması ve binicisiyle her türlü tehlikeye ve meşakkate katılması

7. Enerji küpü olması, patlamaya hazır bir bomba gibi yerinde duramaması, gururlu olması (bu durum atın sinirli ol duğu zannını verirse de böyle değildir). Bu durum; atın enerjisini her an kullanmaya hazır halde tutması ve enerji taşması şeklindedir. Dolayısı ile bu büyük enerji potansiyeline rağmen Türk atı uysal, sahibine ateşli bir aşkla bağlı, sevgi doludur.

8. Duyu organları son derece gelişmiştir. Her türlü kokuyu, sesi, titreşimi, sülüeti önceden hissederek sahibini
uyarır.

9. Tırnakları çok sağlamdır. Nalsız kilometrelerce yol gider.

10.Kemikleri kalın olmamakla beraber çelik gibi sağlam esnek ve dayanıklıdır. Kemikleri her türlü yüke karşı kırılgan değildir. Eklemleri güçlü, baş ufak (yani kafatası kemikleri ufak) at üzerinde fazla ağırlık yoktur. İyi idman edilirse kas yığını haline gelir. Çok güçlü ve dayanıklıdır.

11. Türk atları 1.45- 1.60 m. arasında Cidago yüksekliği olan ufak atlardır. Bunun sebebi Türklerin hafif süvari atlar na rağbet etmesidir. Çünkü Türkler atlarına evde bakarlar. Binekte bir dost arkadaş gibi davranırlar (çok iri atlarla bu gerçekleşemez). Atlardan çabukluk isterler, az yem tüketilmesi­ ni isterler. Bu atlar yol boyunca yem ihtiyacı göstermeden yoldaki otlar ile beslenebilirler, buna karşılık bir kilogram vücut ağırlığına göre performansları çok yüksektir. Büyük atlar kadar kuvvetli ve onlardan daha hızlı ve dengelidirler. Bunun için Türkler her zaman hafif süvari atlarını tercih etmişler­ dir, yoksa isteselerdi büyük atlar yetiştirebilirlerdi. Çok doğurgan ve üreme kabiliyetleri son derece yüksektir.

12. En kötü şartlarda dahi taylar gelişmelerini sürdürür ler ve nihayette normal gelişmelerini zaman içinde tamamlarlar. Örnek olarak iyi bakımla 3 yaşında büyüme limitine gelirler.
Kötü bakımla ise 7 sene içinde yavaş yavaş büyüyerek yine normal büyüme limitine gelirler. Türk atları 7 yaşına kadar büyüyebilirler.

13. Binici için çok rahat ve yumuşaktır.

14. Şekilleri çok güzeldir.

15. Türk atları karınlıdır. Yağ deposunu karında yapar. Ayrıca, Türk atlarının karınlarının büyük olmasının sebeplerinden biri de; Türk atlarındaki son barsağın çok gelişmiş ve büyük olmasıdır (bu son barsak ineklerdeki işkembe görevini yapar ve fermantasyon ile B, K, vs. vitaminleri, yine güneş ile çok kolayca deride D vitamini üretirler) Dolayısı ile Türk atları en kötü şartlarda kurumuş kaba otlar ve dikenler, hatta ağaç kabuklarını bile değerlendirebilerler ve güçten düşmeden en kötü şartlarda beslenebilirler. Türk atı tam bir bozkır atıdır.

16. Türk atlarının vitamin ve mineral depolama yetenekleri çok yüksektir. Bunları ilik, kemik ve vücut yağlarında depolarlar. Bu nedenle bu atlar her şarta uyum sağlayabilirler.

17. Türk atları son barsaklarında fermantasyonla selülozdan protein üretirler. Dolayısıyla kaba yemler ile beslendiği şartlarda bile çok sağlıklı ve sağlamdırlar.

18.Türk atlarında göğüs çok derin değil fakat biraz genişçedir (göğüs genelde silindire yakın şekildedir) Cidago
fazla belirgin değildir. Bu bazı otoriteler tarafından zaaf olarak gösterilmesine rağmen, Türk atları üstün dolaşım sistemi ve metabolik sistemleri ile diğer atlardan üstündür. Ayrıca, göğüsü derin olmadığı için ön bacakları vücuda göre kısa değildir. Bu da Türk atlarının uzun adımla yürümelerini sağlar.
Böylece Türk atları mesafe alıcı uzun yürüyüşleri çok kolay yapar.

19.(1432-1433) yıllarında Türk ülkesini baştan başa geçen Fransız Asilzadesi Bertrandon de la Broquiere göre; "Türkler geniş adımlı ve uzun süre dörtnal koşabilen atları tercih ederler. Halbuki Avrupa'lılar iyi tırıs yapabilen atları tercih ederler".

Bu gerçekten de böyledir. Türk atlarının yürüyüşü seri ve adımlar uzun olup, yol alıcıdır. Bu nedenle Türk atlarında göğüs fazla derin değildir. Buna mukabil silindire yakın olup, ciğer kapasitesi düşey değil yatay olarak artmıştır. Bu nedenle ön ayaklar uzunca olduğu için Türk atları uzun adımlıdır. Ayrıca çok uzun süre hafif dörtnal (kenter) yapabilir.

DEVAMI EKLENECEKTİR

TEOMAN DEMİRÖZ

 

Tüm Hakları Saklıdır. 2005 © İstanbul - S A A Y S D
info@saaysd.com